İngilizcenin ve küresel kapsamı sömürgeci tarihlerinin bir sonucu olan az sayıda Avrupa dilinin hâkimiyeti, dilsel emperyalizmi sürdürmeye devam ederek kültürel homojenleşmeye ve küresel iletişimdeki eşitsizliklerin devamlılığına katkıda bulunmaktadır. Çevrim içi veriler bu dilsel, kültürel ve epistemolojik dengesizlikleri kendi kendine varlığını sürdüren bir sarmalda devralmakta ve çeviri makinelerini besleyerek bunları daha da körüklemektedir.
Çevrim içi ve çevrim dışı akademik bilgi üretimi de kendi kendine varlığını sürdüren bu sarmaldan kaçamamaktadır. Küresel başarı sıralamalarında daha üst sıralarda yer alma yarışına kendilerini fazlasıyla kaptıran pek çok yükseköğretim ve araştırma kurumu, özellikle de İngilizce dışındaki dillerde üretildiklerinde yerel ölçekte anlamlı araştırmaları değersizleştiren araştırma ölçütlerine körü körüne bel bağlamaktadır. İngilizce yayımlanan makalelerin sayısının katlanarak artması da çevirinin lojistik ve mali yükünü taşımak zorunda kalan İngilizce bilmeyen akademisyenler üzerinde baskı oluşturmaktadır.
Sorunun büyüklüğü ve akademik iş gücü üzerindeki baskı göz önüne alındığında yapay zekâ ve makine çevirisi kelepire konmak gibi düşünülebilir: Bunlar insan emeğine kıyasla neredeyse anında ve düşük maliyetle, çok sayıda dilde, yüksek hacimlerde araştırma verisi sağlayabilmektedir. Ancak bu eşitlik ve çeşitlilik retoriğinin ve bununla ilişkili olarak halka ve bilim camiasına sunulan freemium arayüzlerin arkasında daha önce eşi benzeri görülmemiş çevresel, kültürel ve iş gücü anlamında bedellere gebe olan, etik dışı ve sömürüye dayalı bir çeviri ve yazarlık modeli yatmaktadır. Encounters in translation dergisi bu sorunların bazılarını, gelişigüzel ve bölük pörçük bir yaklaşımla değil, sistematik bir şekilde, uzun vadeli ve sürdürülebilir çözümler aracılığıyla aşmaya çalışmaktadır. İnsan denetiminden geçmemiş yapay zekâ çözümlerine eleştirel olmayan bir şekilde körü körüne bel bağlamayı bir kenara bırakarak bunun yerine iş birliğine dayalı, çok dilli ve topluluk temelli bir çeviri modelini benimseyip akademik iletişimde daha zengin ve daha insani bir alternatife katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Encounters çeviriyi, disiplinlere ve toplumlara ait silolarda bölümlere ayrılmış ve bilgi ekosisteminin dilsel merkezlerine ve çevrelerine dağılmış bilgiyle etkileşim kurmak, ona arabuluculuk etmek ve onu birleştirmek için disiplinler ötesi ve çeviri uğraşlarında yeni bir paradigma olarak görmektedir. Gerekli uzmanlığa sahip akademisyenlerin ırk, etnik köken, din, fiziksel konum, cinsiyet, cinsel yönelim veya göçmenlik statülerine bakılmaksızın bilgi üretimi ve dolaşımı bağlamında çeviri politikası ve pratiğine ilişkin tartışmalara bilfiil katkıda bulunabilecekleri bir alan yaratmayı amaçlamaktadır.
Adil ve sürdürülebilir bilgi ekosistemleri, disiplinler arasında olduğu kadar disiplinler içinde de katılıma ve tartışmaya gereksinim duymaktadır. Çeviribilim, açık bilim hareketinin savunduğu disiplinler ötesi bilgi ekosistemine katkıda bulunma yolunda önemli bir role sahiptir. Ancak diğer disiplinler gibi, çeviribilim de işe eleştirel bakışını kendi düşünme biçimlerine ve daha geniş bir araştırma sahasındaki ve genel olarak dünyadaki konumuna yönelterek başlamalıdır. Çeviribilimin öncelikleri ve söylemleri, onu geleneksel olarak hâkim güç yapıları içinde konumlandırmış ve bu da Kotze (2021), Bush (2022), Price (2023) ve Tachtiris (2024) gibi akademisyenler tarafından giderek daha da fazla dikkat çekilen çeşitli kör noktaları ve ön yargıları beslemiştir. Disiplin tüm mesaisini kendi kökenlerini ‘Batı’da konumlandıran temel bir anlatıyı daha da geliştirmeye adamıştır; bu anlatıyı irdeleyen Baer (2020), bundan “çeviribilimin kurucu miti” (s. 221) olarak bahsetmektedir. Disiplinde ağır basan Batılı bakış açısı, ırksallaştırılmış özneleri değersizleştirmeye ve Avrupa emperyalizminin mirasını sürdüren küresel bir ırk dinamiğini desteklemeye devam etmektedir; bu miras dijital ekonomi tarafından daha da şiddetlendirilmiş, çeviribilimciler tarafından ise büyük ölçüde göz ardı edilmiş veya önemsiz bir konuymuş gibi lanse edilmiştir.
Irk ve ırkın dil, toplumsal cinsiyet, kültür ve epistemelerle kesişiminin küresel olarak anlaşılma, önemsizleştirilme, bastırılma veya dolayımlanma biçimlerinin tartışılmasında çeviri önemli bir rol oynamaktadır. Ne var ki çeviribilimde ve hatta eleştirel ırk çalışmalarını bir araya getiren çeşitli disiplinlerde çevirinin bu anlamda oynadığı role ya hiç değinilmemekte ya da şöyle bir değinilip geçilmektedir. Bahsettiğimiz bu ikinci alana ait literatürde çeviri, bilginin üretildiği, dolaşıma sokulduğu, değerli ya da değersiz addedildiği normları şekillendiren karmaşık bir diller arası süreçten ziyade olsa olsa bir mecaz, bir metafor olarak görülmektedir. Aynı zamanda, ırksallaştırılmış ve diğer ötekileştirilmiş ve dışlanmış öznelere çeviri araştırmalarında ve fiilî çeviri faaliyetlerinde gereken ilgi gösterilmemeye devam etmektedir. Inghilleri’nin (2020) isabetli tespitinde de ortaya koyduğu gibi, artık eşitsizliğin sürdürülmesinde ve ezilenlerin seslerinin bastırılmasında çevirinin tarihsel olarak oynadığı ve bugün de oynamaya devam ettiği rolün farkına vardığımıza göre o zaman “ötekileştirilmiş seslere uygulanan kısıtlama ve denetleme sistemlerine karşı koymayı amaç edinen çeviri faaliyetlerini hayata geçirip geçerli kılmak bizim boynumuzun borcudur” (s. 98). Bu faaliyetler geleneksel olarak ötekileştirilen akademisyenlerin kendi sesleriyle konuşmalarını, seslerini duyurmalarını ve “o masanın etrafında kendilerine bir yer edinmelerini” (Kotze, 2021) sağlayan altyapılar ile araştırma ve yazma biçimleri oluşturmayı da içermelidir.
Encounters çeşitli bilgi ekosistemlerinde ve genel anlamda toplumda çeviriye ilişkin adil ve etik açıdan sorumlu fikir alanları açmayı amaçlamaktadır. Yazma, değerlendirme, yayımlama, okuma ve çevirme emeğine yalnızca açık bilime değil, aynı zamanda özen, eşitlik ve sürdürülebilirliğe yönelik politik bir bağlılıkla yaklaşmak, bilginin akademiye ve disiplinlere ait silolarda bölümlere ayrılmasına; bu süreci destekleyen kurumsal yapılara; Küresel Güney’de ve Kuzey’in içindeki Güney’de bulunan, beyaz olmayan akademisyenlerin ve meslektaşlarımızın ötekileştirilmesine ve yirmi birinci yüzyıl akademik yayıncılık endüstrisinde bizi ileriye götüren yol olarak yapay zekâ destekli tam otomatik çeviriye direnmek için geliştirmekte olduğumuz alternatiftir. Çeviri araştırmaları ve pratiği ile bunların bilgi üretimi ve inşasındaki rolüne ilgi duyan tüm akademisyenleri bu uğraşta bize katılmaya davet ediyoruz.
